Yeni Ipad’in özelliklerini ilginç bir video ile öğrenmek ister misiniz? 4 gündür yayında olan video şu anda 2.500.000 tıklanma almış. Hadi siz de tıklayın!

New York’ta bulduğum Applause adlı organizasyon şirketi doğumgünlerine yeni bir soluk getiriyor. Çocuklara müzikalleri sevdirmeyi amaçlayan şirket, doğumgünü temalarını müzikallerden belirliyor. Animatörler de gerçek Broadway sanatçılarından seçiliyor. Temalardan bazıları Annie, Peter Pan, Wizard of Oz, Sound of Music, Grease. İnsanın çocuk olası geliyor!

Gece uyandığımda baktım çocuklar yanıma yatmışlar. Üstlerini örterken bir ışık ilişti gözüme. Yine elektronik oyuncaklarıyla yatağa girdiklerini düşündüm. Elimi yorgan altına soktum, ışık yandı ve söndü. Oyuncağa ulaşmayı yatağın diğer ucundan deniyeyim diye harekete geçtim, bu sefer ışık orada yandı. Kalktım ışıkları yaktım, yatağı didik didik aradım, oyuncak filan yok. Uyku sersemliği deyip tekrar yattım, ışıkları söndürdüm. O da ne? Işıklar yatağın her yerinde. O anda ne olduğunu anladım; statik elektrik. Kaldığımız otel boydan boya halı kaplı, biz bütün gün polarlarla, kendi elektrik santralimizi kurmuşuz, haberimiz yok. İşte ilk kez o gece elektrikle göz göze geldik.

Stand Up To Cancer kansere hızlı çare üretmek için kurulmuş sivil bir inisiyatif. Çalışmalarını web sitelerinden inceleyebilirsiniz http://www.standup2cancer.org/su2c/science.
Ben işin iletişim boyutuyla ilgileniyorum. 4 Şubat Dünya Kanser gününde Facebook?ta dikkat çeken bir uygulama yapmışlar; Facebook status?ünü kanserle savaşan bir tanıdığına bağışlıyorsun. Hem kanserli dostunu anmış oluyorsun hem de arkadaşlarının dikkatini bu sivil inisiyatife çekiyorsun. http://wcd2011.standup2cancer.org/

Gençlerin tükettiği popüler kültür ürünlerinin iletişimlerine bir bakın!
Sanki hepsi tek bir yaratıcı ekibin elinden çıkmış gibi.
Bir dizi afişi, bir kitap ilanı veya bir cd kapağı birbirinin aynı metin ve
görsellerden oluşuyor.
Bu dil bütünlüğüyle ‘Biz o beğendiğiniz dizi/kitap/cd’nin devamıyız’ mesajı
veriliyor.
Peki gençler bu mesajı algılıyor mu? Bu tekdüzeliği sıkıcı bulanlar var mı
içlerinde? Merak işte benimkisi…

Omnipresent markalarıma bir yenisi eklendi; Çocuklar Duymasın.
Biliyorsunuz omnipresent her an her yerde hazır olan demekti. Omnipresent markaları tüm yeni mecralara açık olan, her yeni mecra için hazır olan markalar olarak tanımlıyorum. “Çocuklar Duyması”nın Ortaköy’deki billboardunu gördüğümde etkilendim. Birol Güven, bu afişin önünde fotoğraf çektirip kendilerine iletenlerin görüntülerini, dizinin jeneriğinde yayınlayacağını duyurduğunda daha da etkilendim. Çocuklar duymasın ama markalar duysun!

Ahmet İnsel’in bugün ki yazısında iki kitaptan bahsediyor. İlki Nicholas G. Carr’ın “The Shallows” isimli kitabı. Carr, internet kullanımının uzun dönemli zekayı körelttiğini, internetin belleğimizi yeniden programladığını savunuyor. İnternetin diğer bir etkisi ise dikkati bir noktada toplama kapasitesinin azaltması. Blogunda bu konuda daha fazla fikir bulabilirsiniz; http://www.roughtype.com/
İkinci kitap ise Franck Frommer’ın “Power Point Düşünü” başlıklı kitabı. Frommer Power Point’i gösteri toplumunun beklentilerine hitap edip, cezbedici bir sunuşla içeriğin ikinci planda kalmasını sağlıyan bir sunuş tarzı olarak tanımlıyor. Eleştirel düşünme yeteneğinin körelmesi, gösterinin içeriği esir alması, eğlencenin öğrenmeye baskın çıkması tehlikelerine işaret ediyor.
İki kitabın içeriği de aynı şeye işaret ediyor : Keep It Simple and Short
Bu konu hakkında daha çok yazacak şey var ama okumazsınız ki…

Saat 16′yı gösterirken BED’cilerin durumu şöyleydi. Kızlar bir tarafta tepiniyor, erkekler diğer tarafta top çeviriyor. Kıyafetler uyumsuz eşofmanlı da var, gece sortisine hazır olan da… Müzikler uyumsuz bir Gogol Bordello çalıyor, bir Orhan Gencebay. Üstelik müziğimizi 11 yaşında bir delikanlı yapıyor… Ortada Marimekko desenli bir pasta Nilgün’ün doğumgünü için… Fransız şarapları, Mariachi ve Bomontiler, çay ve meyve suyu herkes başka şey içiyor… Tam bir BED kutlaması bizim karışık ama çok eğlenceli…


Son zamanlarda markalarımızdan sıkça “Kıyafetleri biraz kapatabilir miyiz” veya “Şovdan seksi sahneleri ayıklasak” uyarıları duymaya başladık. Tamam biz cesur bir ajansız ama sebebin sadece bu olduğunu düşünmüyorum. Toplumda bir otokontrol gelişmeye başladı. Umarım biz de bu virüse yakalanmayız. Aşağıdaki haberi gördüğümde ürpermemin sebebi işte bu düşünce oldu.
Film Ekimi’nde Carlos’u izledik. İlich Ramirez Sanchez ya da bilinen adıyla Çakal Carlos… Filmde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi davasına hizmet etmek için yaptıkları anlatılıyor. Asıl dikkatimi çeken filmin hangi markaların davasına hizmet ettiğiydi. Her sahnede gözümüze sokulan sigara ve viskiyi dönemin alışkanlığı deyip sineye çekmeye çalıştık. Ama film ilerledikçe Marlboro ve Johnny Walker o kadar ön plana çıktı ki…Emperyalist güçlere karşı savaşan kişinin tezatımı yoksa blind marketing mi sözkonusu olan karar veremedik.

